Mimo'nun Tercüme An(ı)ları

11 Nisan 2008

TERCÜME AN ' LARIM

Köprü !

Türk müyüz, fransiz mi ?
Türklerle fransizlar arasinda bir köprü mü ?
Bogaz köprüsünden Fransa'ya seyreden meçhul bir gemi mi?
Sen veya Ren'deki bir köprüde dolasan, türk mü ?

Düsünmeden tercüme yapmasi gereken küçük bir bilgisayar mi ?...
* * *
1 mayis, ascension, descension, 2. ci dünya savasi sonu filan derken mayis basindan beri tatil yapiyor bu fransizlar. Gerçi benim isleri pek fazla etkilemiyor. Adam öldürenler, kaçakçilar, hirsizlar bugün tatil o zaman, öldürmeyeyim, kaçakçilik yapmayayim, çalmayayim demiyorlar.
« Sagolsunlar (!) » bize mesaî çikariyorlar. Bereket versin diyoruz.
Hayatini KANUN DISI islerden kazanan bir kisinin anilarini okuyorsun demektir bu... Dikkatli ol !
Annem böyle der zaten: "oglum ne belâli adamsin, ne zaman konussak ya mahkemede ya jandarmada ya da polisteydim diyorsun" diyor bana...
* * *
Savci, "Bekar misin? Evli misin? Dul musun? demek için sordu: “ Aîlevî durumun ne ? “ diye. Ben de soruyu türkçe tekrarladim. " Aîlevî durumun ne ? " diye:
Bizimki "Aîlevî durumum IYI " dedi, çikti isin içinden...

* * *
Renkler
Hastahaneden, is ve meslekî hastaliklar servisinden bir hasta için çagirilmistim. Herhâlde is kazasi yapmis biri için çagiriyorlar diye düsündüm.
Ben geldigimde, hastayi muayenehaneye almislardi. Odaya girdigimde yanlis muayenehaneye bulundugumu sandim.
Doktorla gayet güzel fransizca konusan, 15-16 yaslarinda bir çocuk..
Yanilmadigimi, dogru yerde oldugumu, gencin görme problemi oldugunu söylediler.
Cocuga, kendisinde renk görme problemi oldugunu, onun için burada oldugunu tercüme edince, genç, benim üstümdeki gri kazagi göstererek:
-“Bende renk problemi olur mu ? Meselâ, senin üstündeki kazagin rengi kahverengi” dedi.
9-10 yasinda Fransa’ya gelmis, ve Fransa'da bir okulda okuyan bir genç olarak fransizcayi tam konusamamasi, renkleri bilmemesi beni biraz sasirtmisti.
Iki saat boyunca çesitli testlerden geçtikten sonra, doktorlar, genel renk körlügü olmadigina, ama bir tuhaflik olduguna karar verdiler. Bazi reklerin isimlendirilmesi yanlisti. Mor renk mavi oluyordu, gri kahverengiye dönüsüyordu, kirmizi da pembe oluyordu. Testlerin sonucunu beklerken, gence bir dergideki mor rengi göstererek, "Sen, mor renginin ne oldugunu biliyor musun ? " dedim. Suratima bakisindan, bu sifati ilk defa, duydugunu-fark ettigini anladim. Mavi ile mor renkler arasinda alistirmalar yaptiktan sonra, bu iki rengin ayni tonda olmadigini, ikisinin ayri isimlendirildigini anladi.
Aslinda bu çocukta, geldigi bölgenin egitiminin etkileri vardi, zaten türkçe kelime hazinesinde olmayan renkleri, tabii ki fransizcada tanimiyordu. Yoksa gözleri iyi görüyordu.
Doktor ekibine bu durumu anlatmaya çalistim, ama onlarin kavramlarinda da böyle bir tani varolmadigindan, pek anlayamadilar.
Bu durum karsisinda reaksiyonlari, " renklerle problemi oldugundan, ileride, örnegim elektrikçi vs. gibi kablolarla ugrasilan bir meslek seçmemesi"ni tavsiye etmek oldu.
Cocuk, ya terzi, ya da boyaci olmak istiyordu.
Doktorlarin cevabi: "Neden olmasin? Nasil olsa, artik hersey hazir,... bu meslekler için renklerin fark edilmesi sart degil ", olmasin mi ? ...
Düsünsenize, terzi oldu, bir konfeksiyoncuda çalisiyor, mor, gri ve kirmizi kumaslari sirasiyla birbirine dikmesi gerekiyor... " Önemli mi ?" Hersey hazir, nasil olsa ! ...
Ya boyaci olursa, müsteri burayi açik pembe boya dedi, o da kirmiziya boyadi, "Önemli mi ? Nasil olsa renkler hazir geliyor, hiç karistir mi ?...

Solcu, asiri dinci terörist

Sabah, alelâcele ise gidiyordum. Tam yola çikmistim ki, telefonum çaldi. Gümrük polisi acele gelmemi istedi. Hemen geri döndüm, ve gümrüge gittim.
O günlerde Afganistan, Talibanlar, dinci teröristler gibi konular gündemde oldugundan, insanlarin kavramlari da bunlardan etkilenmis olsa gerek, dosyayi daha tam okumamis oldugu anlasilan emniyet amiri:
-“Sizi, yakaladigimiz, büyük bir dinci terörist örgüt militani için çagirdik, özel timlerle getirilecek” dedi. Ben de bunun uzerine, cübbeli, sarikli, sakalli bir adam beklemeye basladim.
Kendisi için tercüme yapmam gereken adam karsima çiktiginda, bayagi sasirdim. Hücresinden apar topar çikarildigi, hafif sakalindan belliydi. Ufak tefek, kisa boylu, oglum yasinda, dogu siveli bir delikanli... Cübbesi, sakali da yoktu.
Kendimi tanittiktan sonra bana söyledigi ilk kelime: “Kirmanji?” oldu. Kürdçe bilmedigimi, türkçe konustugumu söyledim.

Megerse adam yasadisi asiri solcu örgütlerden birindenmis. Almanya'da yaptigi bir eylem yüzünden tutuklandiktan sonra, verilen 10 senelik hapis cezasini çekmek üzere Almanya'da ceza evindeymis. Fransa ile Almanya arasindaki hukukî dayanisma andlasmasi çerçevesinde ifadesine basvurulabilmesi için, Fransa'nin talebi üzerine Fransa'ya geçici bir süre için iade edilmis. Bu nedenle Almanya'daki ceza evinden polis gözetimi altinda çikarilarak Fransa-Almanya sinirinda fransiz polisine teslim edilmis.
Her zamanki gibi muhabbeti baslatmak için, “Memleket neresi?” dedim, adamin tepkisi:
- ”Sen ne biçim tercümansin, sana ne” gibi bir sey olunca iyice sasirdim.
Ve, görevimi her zamanki gibi devam ettirdim. Kimlik tesbitinden sonra, ne sebeple oraya getirildigi anlatildi. Tutanak hazirlandi imzalandi. Gümrük polisinden sonra, Cumhuriyet Savcisinin huzuruna çikarilacagi ve orada da benim tercüme yapmam gerektigi anlatildi.

Bu sirada, ürkütücü özel timler etrafimizi sarmisti. Filmlerden çikip gelmis "Robokop"lara benziyorlardi. Her hareketimizi yakindan takip ediyorlardi. En ufak kipirdama atmaca gözüyle takip ediliyordu. Benim görebildigim, üç tane "robokop" vardi, ama binanin dört bir yani özel egitim ve tam donatimli timlerle doluydu. Bu operasyon için bir helikopterin de hazirda bekletildigini konusmalardan duydum.

Gecikmemek için hemen yola çiktim.
Daha arabamin kapisini açmadan, sekiz dokuz tane normal görünüslü araba, siren sesleriyle, yanimdan simsek gibi, konvoy halinde geçtiler. Arkalarindan bakakaldim. Konvoy, ne trafik lambasinda duruyordu, ne kavsak taniyordu.

Gümrük ve mahkeme binasi arasi 15 dakikalik yoldur. Mahkemeye vardigimda onlar çoktan içeri girmislerdi. Cumhuriyet savcisinin önünde herkez hazir bir sekilde bekliyordu. Asansörden kapisindan rahat rahat çikarken, birden karsimda kocaman bir "robokop" belirdi. Otomatik olarak iki yana açilan kapinin arkasinda o kadar yakin duruyordu ki nerdeyse toslayacaktim. Adamla burun gögüse kaldim. Selvi boylu degilimdir ama, adam çam yarmasi bir sey. Koridorda savcinin odasina dogru yürürken arkamdan her hareketimi dikkatle takip ediyordu. Bütün katlarda özel timlerle önlemler alinmisti. Genelde sessiz ve sakin olan mahkeme koridorlari, bu alisilagelmis disi kiyafetli polislerin varligindan tedirgin olmustu. Savcinin odasinin bulundugu koridordaki diger memurlar çok tedirgin olmus ki, bir tanesi "robokop"lardan birine,
“Tehlikeli bir durum mu var, mahkemeye saldiri mi olacak” diye sorunca, özel tim,
“Önemli birsey yok, bir tutuklu savcinin huzuruna çikariliyor” diyerek gayet kisa bir sekilde kestirip atti.

... (burasinin detaylarini unutmusum... demek ki hatiralarini geciktirmeden çabucak, sicagi sicagina yazmak lâzimmis...)

Her zamanki usul uygulandi, ve tutuklu yine apar topar götürüldü.

* * *
Sivas'li Mafyaci Marius
Abi neler var neler. Anlatsam dibin düser. Geçenlerde bir isle ugrastim, tam Aziz Nesin'lik hikâye.
Sivas'linin biri benim oturdugum yere 45 km mesafede küçük bir köyde polis tarafindan yakalanmis. Üzerinde siyah bir maksi palto (adamin boyu 1,60 - 1,65), beyaz gömlek, siyah takim elbise, parlak yumurta topuk siyah ayakkabilar (karnaval geçeli aylar oldu ama...), istasyon çevresinde dolasirken, bu kiyafetten "GICIK" kapan polisler, kimlik kontroluna tabi tutulmular. Sivas'li derhal "KAPI" gibi bir Hollanda pasaportunu çikartmis. Resim yerinde ama, isim MARIUS falan gibi bir sey.
Adamin ne sekli semâli, ne surati, ne eskali ile alakasi olmayacak bir isim. Polisler sunu bir sorusturalim bakalim demisler. Merkezden sordurmuslar bu adam kimdir diye. Merkezden cevap, "hemen alin içeri, interpolun kirmizi bültenle aradigi azillilardan biridir". Almislar bizim Sivas'liyi gözaltina.
Parmak izlerinden yola çikarak yapilan tahkikatte, Sivas'li Marius'un 1996 da Fransa'da uyusturucudan 6 sene hapis cezasi yedigi, bu cezanin 4 senesini hapiste yatarak geçirdigi, geri kalan 2 sene için de, sartli aftan yararlandigi, bir daha Fransa'ya ayak basmamak sarti ile 2000 senesinde Fransa'da yurt disi edildigi, Türkiye'ye gönderildigi ortaya çikiyor.
Bende tercüman olarak ise müdahale ediyorum. Sivas'liya dedim ki: "Be adam, sen aynaya hiç bakmadin mi? Senden MARIUS olur mu?. Bu adam olsa olsa Rize'li olur... Dedim, bu pasaport ne? Senin Fransa'ya süresiz girme yasakli oldugunu biliyorsun, asil MARIUS, azili bir adam. Bu adami polis kirmizi bültenle ariyor.
Cevap su, "Ben bu pasaportu Almanya'dan 200 euroya satin aldim. Hey yarabbim, ölür müsün, öldürür müsün? Bir de para vermis üstüne.... Bak, bak seeen. Böyle bir adamin pasaportunu para ile satin alip, kaçak olaraktan gel burada üstelik Mafya kiyafeti ile polise yakalan. PESSS BEEE.
MARIUS'un eskalini getirtti savcilik Hollanda polisinden. Üstelik, MARIUS zenciymis...... Fransizlarin, "Cerise sur le gâteau" dedikleri gibi bir sey (Kremali pastanin üzerindeki, süs çiçegi...).
Dayanamadim adama dedim ki, bundan sonra senin adin "Sivas'li, zenci, laz, mafyaci katil MARIUS" olsun.....Iste bunlarla ugrasiyoruz....
(Devami var) (Devami var ama, ne zaman onu bilmiyorum)
SEVILGEN 11.4.08

1 comments:

Merakla bekliyorum gerisini:)

Ethnic

Add a comment